Balina “Alfred” kayıp halka değildir

Son dönemde bazı bilim sitelerinde ve dergilerde, Avusturalya Victoria müzesinde sergilenen Aetiocetid türü Alfred isimli 25 milyon yıllık balinaya ait bazı fosil kalıntıları, balinaların evrimi için sözde delil olarak öne sürülmektedir.

alfred the_fossil_whale_skull

Bu son derece ilginç bir durumdur çünkü aslında yaratılışı ispatlayan bu fosillerdeki tek bir dişten yola çıkarak, balinaların evrimi masalına destek sağlanmak amaçlanmakta ve Alfred bir ara geçiş formu olarak lanse edilmeye çalışılmaktadır.

Balenli balinalar evrim teorisi açısından hep büyük bir açmaz oluşturmuştur. Bugüne kadar dişli balinalarla, çenesinde diş yerine balen adı verilen taraksı süzgeç yapısına sahip balinalar arasında evrim masalı uydurmak mümkün olamamıştır. Bu açmazın sebebi ise söz konusu balinalardaki benzersiz balen yapısıdır.

Balenler balinaların ağızlarında diş yerine bulunan ve krilleri ya da küçük balıkları süzüp yakalamalarını sağlayacak tarak benzeri bir yapıdır. Balen şekil olarak çubuğa benzediği için; bu balina türü halk arasında çubuklu balina olarak da anılır.

İşte bu kompleks ve mükemmel sistemi açıklamakta zorlanan evrimciler, “dişli balinaların dişlerinin zaman içerisinde balenlere dönüştüğü masalını” ortaya atmışlar; Soyu tükenmiş bir balina türüne ait Alfred isimli bu fosili de bu sözde ara geçiş formuna delil olarak öne sürmeye çalışmışlardır.

Ancak, bu iddia bilimsel açıdan birçok hata içermektedir.

Öncelikle, Alfred bir Aetiocetid türüdür. Aetiocetidler balenli balinanın atası değil; soyu tükenmiş bir dişli balina türüdür. Fosilin ağız kısmında diş bulunması da zaten bu gerçeği ispat etmektedir.

alfred whale_tooth

Peki, ağzında hiç balen bulunmayan bu fosil, dişli bir balinaya ait olmasına rağmen neden Darwinistler tarafından ısrarla balenlere sahipmiş gibi hayal edilmektedir?

Evrimciler, fosilin tek bir dişinin üzerinde buldukları bazı çiziklerin dişlere sürtünen balenler tarafından yapılmış olduğunu iddia etmektedirler. Ancak bu varsayım, balinanın ağzında balenlerle dişlerin aynı anda var olduğu ön kabulü ile yapılmıştır. Bu çizgilerin var olmayan balenler tarafından yapıldığını düşünmek bilimsellikten uzak, kişisel bir yorumdur. İnsanların dişlerinde de çeşitli anatomik bozukluklar, dış darbeler ya da yenilen yiyeceklerin ve beslenme şeklinin etkisiyle çizikler meydana gelebilmektedir. Bu nedenle de, çizgilerin balinanın yuttuğu tortular ya da besin maddeleri nedeniyle oluştuğunu düşünmek elbette ki daha akılcı ve bilimsel olan düşünce şeklidir. Bununla birlikte dişlerin üzerini çevreleyen bir balen bulunmuş olduğu varsayılsa da sonuç değişmezdi çünkü balenler dişleri korumuş olacak ve dişlerin üzerindeki aşınma da bu denli derin olmayacaktı.

Görüldüğü üzere, öne sürülen iddia yalnızca hayal gücünün bir ürünüdür. Balene sahip olmadığı halde, soyu tükenmiş bir dişli balina türü ısrarla ara form örneğiymiş gibi tanıtılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca balinaların ağzındaki sert dişlerin nasıl olup da filtre görevi görecek mühendislik harikası bir sisteme dönüştüğüne dair de Darwinistler tarafından şu ana kadar hiçbir açıklama getirilememiştir.

Balina dişleri ve balenleri arasındaki yapısal farklılıklar evrim için bir açmazdır

Bir balinanın ağzında, balenlerle dişlerin aynı anda bulunması gibi bir durum hem işlevsellik açısından hem de anatomik yönden mümkün değildir. Dişler, yiyecekleri parçalamak ve koparmak içindir. Oysa balenler, dişlerle yakalaması mümkün olmayacak kadar küçük canlılarla beslenmek içindir. Balen kullanmak için gerekli çene yapısı ile, diş kullanmak için gerekli çene yapısı da birbirinden tamamen farklıdır. Şöyle ki:

Balenlerin işlevsel olarak kullanılabilmesi için, (1) kıkırdaklı destek çubuklarına sahip akordiyon gibi genişleyebilen bir karın oyuğu yağı; (2) kafatasına gevşek bir şekilde bağlı ayrık çene yapısı; (3) çeneye ve boğaza bağlanan Y şeklinde kıkırdak yapısı ve (4) birbirinden bağımsız şekilde hareket edebilme özelliğine sahip iki kemikten oluşan alt çene gerekir. 1

Bunlar; balinaların balenleri kullanarak beslenebilmesi için gerekli morfolojik yani şekilsel özelliklerdir.

Son olarak, balenli balinalarda çene ve boğaz kesesi hareketlerini kontrol eden özel bir organ keşfedilmiştir. Yanakta bulunan bu organ, beslenirken balina ağzını suyla doldurduğunda o bölgeye uygulanan kuvvete dair uyarı sinyali vermek ile görevlidir. Bir seferde ağzını yaklaşık 5 ton kadar su ile doldurabilen balina, genişleyebilen bir karın oyuğuna sahip olduğu için; ağzına aldığı su miktarının kendisine zarar verecek, çenesini kıracak, karın oyuğunu yırtacak ya da herhangi bir çeşit sakatlanmaya neden olabilecek tehlikeli bir orana sahip olmaması gerekir.

2012 yılında Nature dergisinde keşfi haber verilen bu organ, aslında balinayı bu tür tehlikelerden korumak için vardır. Alt çenenin ortasında arka tarafta, kemiğin sağ ve sola ayrıldığı noktada bulunan bu organ “ağız açılıp kapanırken çenenin dinamik rotasyonunu tespit eder”. 2 Başka bir deyişle, bu duyu organı olmadan, balina yutulan su miktarı tarafından çenesine uygulanan kuvveti asla fark edemez ve beslenirken çok büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalabilirdi. Bu nedenle de, çubuklu balinanın balenlerini kullanarak beslenebilmesi için, balenlerle birlikte, bu özel duyu organına da sahip olması şarttır.

Tüm bu delillerin de gösterdiği gibi; ilk var oldukları andan itibaren balenlerini kullanarak beslenebilmeleri için bu canlılar gerekli tüm anatomik özelliklere sahiptirler.

Balina dişlerinin zamanla balenlere dönüştüğü iddiası son derece gülünçtür

Burada kısaca yer verdiğimiz 5 temel özellikten herhangi birinin eksik olması durumunda, zaten balenler kullanıma elverişli olmayacaktır. Bu durumda, balinalardaki dişlerin zaman içerisinde balenlere dönüşmesi iddiasının neden gülünç olduğu da hemen anlaşılmaktadır.

Darwinistlere göre; balinalar sözde daha çok beslenip daha çok büyüyebilmek adına önceden sahip oldukları dişleri güya balenlere evrimleştirmişlerdir. Bu mantık, evrimcilerin kendi iddiaları ile zaten çelişmektedir. Eğer balenlere sahip olmak, doğal seçilim açısından sözde daha avantajlı ise; bugün günümüzde hiçbir dişli balina türünün yaşamaması gerekirdi.

Unutmamak gerekir ki, balenlerin yapısal malzemesi ile dişlerin yapısal malzemesi arasında hiçbir benzerlik de yoktur. Balenlerin hammaddesi keratindir. Dişler ise; fosfor, sodyum, kalsiyum ve diğer minerallerden oluşur; ağırlıklı olarak protein kolajenleri içerir. Başka bir deyişle, dişlerin balenlere evrimleşmesi gibi hayali bir senaryonun gerçekleşebilmesi mümkün değildir.

Her canlı içinde bulunduğu ortama en uygun şekilde yaratılmıştır. Balenli balinalar, krillerle beslendikleri için, bu canlıları en iyi şekilde, tıpkı bir ağ tutar gibi yakalayabilecek balenlerle; dişli balinalar da avlarını daha rahat yakalayıp öğütebilecekleri keskin dişlerle donatılmıştır. Tarihin her sayfasında, balenli balinalar ile dişli balinalar birlikte yaşamışlar; bir tür başka bir türe evrimleşmemiştir.

Balinalar da, tüm canlılar da, milyonlarca yıllık süreç içerisinde kesinlikle evrim geçirmemişler; her biri var oldukları ilk andan itibaren sahip oldukları mükemmel özelliklerle birlikte yaratılmıştır.

Canlılık tarihi incelediğinde, paleontoloji biliminin gösterdiği tek bir gerçek vardır: Hayat, Darwinistlerin iddia ettiği gibi basitten komplekse doğru ilerlememiştir. Canlılık, yaratıldığı ilk andan itibaren tarihin her safhasında kör tesadüflerin meydana getiremeyeceği kadar mükemmel ve komplekstir. Bu gerçek de bizlere; canlıların evrim geçirmediğini, içinde yaşadığımız kainatı, galaksiyi, Güneş Sistemini, gezegenleri ve Dünyayı yaratan her şeyi yaratmaya MUKTEDİR, üstün ilim ve kudret sahibi Yüce Rabbimiz’in “Ol” demesiyle bir anda var olduğunu gösterir. Yeryüzündeki tüm canlılar, Rabbimiz’in MUKTEDİR isminin bir tecellisidir.

“Onlara, dünya hayatının örneğini ver; gökten indirdiğimiz suya benzer, onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgarların savurduğu çalı-çırpı oldu. Allah, her şeyin üzerinde güç yetirendir.” (KEHF SURESİ, 45)

  1. http://insider.si.edu/2012/05/scientists-discover-organ-in-baleen-whales-that-choreographs-movement-of-their-massive-jaws-and-throat-pouch/
  2. Pyenson, N. D. et al. 2012. Discovery of a sensory organ that coordinates lunge feeding in rorqual whales. Nature. 485 (7399): 498-501.
  3. https://museumvictoria com.au/pages/383548/071-082_MMV75_Marx_3_WEB.pdf.

Ayrıca bakınız

450 milyon yıllık Trilobit Fosili “Yaratıldım” diyor

Paleontoloji bilimi, her geçen gün toprağın altından yeni bir fosil çıkarmakta ve keşfedilen her yeni …