Evrim Savunucuları Nihayet Gerçekleri Görmeye Başladı

Bir kısım evrim teorisi savunucuları, evrimin bir aldatmaca olduğuna dair uzun süredir ilan edilmekte olan bilimsel gerçeklere karşı daha önce suskun kalıp tek taraflı düşünürken, özellikle son dönemlerde iki taraflı düşünmeye başlamışlardır. Artık tek taraflı bir anlatımı terk etmişler, hem doğruyu hem de yanlışı okuyucularına sunmaya karar vermişlerdir. Böylelikle okuyucu doğruyu seçme imkanına kavuşmuş olmaktadır. Bu, kuşkusuz onlar adına ve bilim adına son derece güzel ve sevindirici bir gelişmedir.

Evrime karşı sunulan iddialara cevap vermeye çalışmaları, evrim savunucularının nasıl bir çıkmazda olduğunu gözler önüne sermek bakımından önemlidir. Çünkü evrimin bir aldatmaca olduğu tüm delilleriyle açıklanmaktadır ama buna gelen itirazlar son derece cılızdır ve evrim lehine herhangi bir bilimsel delil sunulamamaktadır. Darwinizm”in propagandalarla ayakta tutulmaya çalışıldığı çok daha net olarak anlaşılmakta, bilimsellikten ne kadar uzak olduğu görülebilmektedir. Bunun en önemli göstergesi, evrimin delilsiz olduğu ve yaşamın kökeni gibi en temel konularda açıklamasız kaldığı gerçeklerine halen bir açıklama getirilememiş olmasıdır:

Evrim Teorisi Kendi İddialarını Delillendirememektedir

Evrim yanlısı çalışmalar yapan yayın organlarından ilk planda beklenen şey, kendi iddialarını destekleyecek bilimsel deliller ortaya koymalarıdır. Ancak yaklaşık 150 yıldır beklenen bu bilimsel delillerden hala eser yoktur. Çünkü yeryüzü katmanları, bir evrim süreci yaşandığına dair hiçbir delil sunmamaktadır. Şimdiye kadar evrim teorisini destekleyen tek bir “ara fosil”e rastlanmamıştır. Bulunan fosillerin tümü, tüm özellikleriyle mükemmel yapıdadırlar. Günümüzden yaklaşık 530 milyon yıl önce yaşamış olan ilk çok hücreliler bile, günümüzde var olan canlılardan farksız kusursuz donanımlara sahiptirler. Nitekim çeşitli evrimci dergilerin yer verdiği canlı fosilleri incelendiğinde de, bunların olağanüstü yapılar barındıran mükemmel canlılar olduğu dikkat çekmektedir. Gözleri yarı gelişmiş olan, bacağı başından çıkan, kanadı oluşmaya başlayan garip görünümlü canlılardan eser yoktur. Dolayısıyla evrim teorisine, teorinin en büyük dayanağı olması gereken fosil kayıtları hiçbir delil sunmamaktadır.

Evrim teorisi, bir canlı organizmada işlev görebilen tek bir proteinin tesadüfen ortaya çıkışı iddiasını da hiçbir şekilde delillendirememiştir. Oysa proteinin oluşumunda görev yapan tüm yapıların ve bunların sahip oldukları işlevlerin evrim teorisine göre açıklamasını yapmaları, söz konusu iddiayı deneylerle kanıtlamaları ve buna bilimsel bir delil getirmeleri gerekmektedir. Fakat evrim teorisi, moleküler düzeyde müthiş bir komplekslik ve mükemmellik içeren aşağıdaki işlemin, kör tesadüflerle, şuursuz süreçlerle meydana geldiğini iddia etmekten çekinmemektedir:

Bir proteinin kromozomlardaki DNA zincirinde kodlanmış olan bilgisi, milyonlarca şifre arasından özelleşmiş enzimler sayesinde bulunur. DNA zincirinin bu bölümü yine başka özel enzimler tarafından bir fermuar gibi ikiye ayrılarak üzerinde mesajcı-RNA”nın rahatça kopyalanabileceği üç boyutlu şekle getirilir. Diğer farklı enzimlerin yardımıyla DNA”nın bu bölümü kopyalanır. Kopyalanmanın başlaması, kopyalama süreci, kopyalanmanın gereken yerde bitmesi, bu esnada DNA sarmalında herhangi bir karışıklık meydana gelmemesi, sarmalın diğer kısımlarının kopyalamayı engellemeyecek biçimde tutulması, kopyalanmada oluşabilecek muhtemel hataların kontrolü, düzeltilmesi, kopyalama bittiğinde RNA”nın ayrılması, DNA zincirinin eski haline getirilmesi, vs. ve bunlara benzer pek çok alt işlem sırasında birçok farklı enzim görev yapar ve her biri son derece muhteşem bir uyum içinde çalışır. Çekirdekten hücre sıvısına geçen RNA, taşıdığı şifrenin okunacağı ve bu şifrede yazılı proteinin üretileceği ribozoma bağlanır…

İşte hücredeki protein oluşumunda yer alan süreçlerin yalnızca bir kesitini böyle özetleyebiliriz. Daha sonra da sayısız ara işlemlerin ve çok çeşitli enzimlerin rol oynadığı bir süreçle canlı vücudunda kullanılacak özel bir protein molekülü oluşturulur. Proteini oluşturan yüzlerce amino asitin hepsinin yerli yerinde, gereken sayı ve çeşitte olmaları zorunludur. Aksi takdirde proteinin işlev görmesi mümkün değildir.

Bu gerçeği teyid eden en büyük bilimsel gerçeklerden biri ise, evrimcilerin iddia ettiği şekilde canlı organizmada işlev görebilen bir proteinin “tesadüfen” ortaya çıkma olasılığının hesaplanmış olmasıdır. Buna göre, 500 amino asitlik işlevsel ortalama bir proteinin tesadüfen ortaya çıkma ihtimali 10950“de 1″dir, bir başka deyişle imkansızdır. Amerikalı evrimci jeolog William Stokes bu gerçeği şu sözlerle ifade etmiştir:

Eğer milyarlarca yıl boyunca, milyarlarca gezegenin yüzeyi gerekli aminoasitleri içeren sulu bir konsantre tabakayla dolu olsaydı bile yine (protein) oluşamazdı.1

Dolayısıyla evrim teorisi, “canlılığın kökeni” konusunda da açıklamasızdır.

Evrim teorisi, atomların oluşturduğu bir insan bedeninin renkleri nasıl gördüğünü, kokuyu nasıl tanıdığını, sesleri nasıl duyduğunu, kırmızıyı yeşilden nasıl ayırt ettiğini, dokunduğu şeyi nasıl hissettiğini açıklayamamaktadır. Evrim teorisi, bir “madde”nin yeşili nasıl yorumlayabildiğini; maviyi nasıl görebildiğini; üç boyutlu kusursuz görüntüyü nasıl algılayabildiğini; bir gül kokusundan çimen kokusunu nasıl ayırt edebildiğini; serti, sıcağı, soğuğu nasıl hissedebildiğini; müzikten nasıl heyecan duyduğunu; karanfilin kokusundan nasıl zevk aldığını izah edememektedir. Eğer evrimcilerin iddia ettikleri şekilde insan bedeni yalnızca maddeden ibaretse, evrimcilerin, bu maddenin nasıl hatıraları olduğunu, nasıl dışarıdaki bilgiye göre değil beyninde var olan bir bilgiye göre hareket ettiğini, nasıl düşünüp yorum yapabildiğini, karşısındaki insanı gördüğünde hangi his ve bilinçle sevinç duyduğunu, kulağına gelen bir titreşimi nasıl güzel bir müzik olarak yorumlayabildiğini açıklamaları gerekmektedir. Ama evrim teorisi bu konuda açıklamasızdır.

Bir müzik sistemi içinden çeşitli elektrik akımı vasıtasıyla hoparlöre ses gelebilir. Ama kulağa gelen titreşimleri insanın duyabilmesi ayrı bir şeydir. Gülün moleküler yapısından dolayı özel bir koku salgılama özelliği olabilir, ama o kokuyu algılayıp ondan hoşlanmak ayrı bir şeydir. Tüm bunlar bir şuurla anlaşılır ve bu şuur insana hastır. Darwinistlerin tüm bunlar için bir açıklamada bulunabilmeleri imkansızdır; çünkü gören, duyan, anlayan, hisseden, koklayan, sevinç duyan, hatırlayan, yorumlayan varlık maddenin dışında bir şeydir. Bu varlık, insana ait ruhtur.

Dolayısıyla evrim teorisi, “ruhun varlığı” karşısında açıklamasızdır.

Bunlar, evrim teorisinin hiçbir açıklama yapamadığı, hiçbir delil getiremediği temel gerçeklerdir. Bunların dışında evrimcilerin getirdiği tüm iddialar, yanıltıcı izahlar geçersizdir. Evrimciler, canlıların hayali gelişimi ile ilgili senaryolar üretmeden önce, evrimin paleontolojik olarak delilsizliğini, canlılığın kökenini açıklayamamasını ve insanın maddeden ibaret bir canlı olmadığı gerçeğini dikkate almak zorundadırlar.

Darwinistlerin şu gerçeği önemle düşünmeleri gerekmektedir. Eğer yeryüzünde evrim gerçekten yaşanmış olsa, bu neden reddedilsin? Eğer böyle bir şey olmuş olsaydı, bu, Allah”ın canlıları evrimle yaratmış olduğu anlamına gelirdi ve Yaratılış gerçeğini savunan tüm eserlerde de bunun savunuculuğu yapılırdı. Bunun yanı sıra, Yüce Allah eğer canlıların yaratılışına evrimi sebep kılmış olsaydı, kuşkusuz ki bunun yeryüzünde sayısız delili olurdu. Örneğin Allah tek bir spermi insanın yaratılışına sebep kılmakta, bir hücreyi 2″ye, 4″e, 8″e bölünecek ve bir insan bedenini oluşturacak şekilde yaratmaktadır. İnsan bedeninin gelişiminde böyle açık ve sarih bir yapılanma vardır. Eğer Allah dilese, canlıların gelişiminde de böyle bir sistem yaratabilir ve bunun delilleri de, tıpkı anne karnındaki bebeğin gelişimindeki gibi son derece açık ve sarih olurdu. Allah bir bebeğin gelişimini 9 ay içinde tamamlanacak şekilde yaratmıştır. Eğer Allah dileseydi bu durum, tüm canlı organizmaların gelişimi için de söz konusu olur, canlılar da, örneğin 900 milyon yıl içinde gelişimlerini tamamlayacak şekilde yaratılmış olurlardı. Eğer bunun delilleri yeryüzünde olsaydı, kuşkusuz tüm Yaratılış gerçeği savunucuları bu gerçeğin takipçisi olur, bunun delillerini sunar ve Allah”ın canlıları evrim ile yarattığı düşüncesiyle hareket ederlerdi.

Ama böyle bir şey söz konusu değildir. Şu anda evrim teorisi sıfır delile dayanmaktadır ve zorlama delillerle bile ayakta duramayacak durumdadır. Canlıların evrimi konusu ile ilgili söylenen her şey, ortaya atılan her iddia, yalnızca büyük bir yalanın parçasıdır.

Darwinist Çırpınışlar, Yaratılışı İlan Eden Gerçeklerin Ortaya Çıkmasına Katkıda Bulunur

Daha önce dikkat çektiğimiz gibi, Darwinistlerin artık tek taraflı düşünmeyi bir kenara bırakarak, ikili anlatım yöntemine geçmiş olmaları çok güzel bir gelişmedir. Bu şekilde okuyucu, evrimin bir aldatmaca olduğuna dair sunulan bilimsel deliller karşısında, bilim adına son derece çürük delillerle karşılaşmaktadır. Okuyucu kıyas imkanı bulmakta ve gerçekleri kendi insiyatifi, aklı ve vicdanıyla anlayabilme fırsatını elde etmiş olmaktadır. Bilimsel delillerin gösterdiği tek gerçek ise Yaratılış gerçeğidir.

Evrimin bir aldatmaca olduğuna dair izahlara verilmeye çalışılan evrimci cevaplar, evrimcilerin aciz çırpınışlarını gözler önüne sermektedir. Darwinist çevreler, bundan birkaç on yıl önce son derece kendilerinden eminken, şu anda oldukça güçsüz durumdadırlar. Evrim aleyhine sunulan gerçeklere karşı çırpınmaları, bu gerçekleri okuyuculara daha iyi öğretmelerini sağlamaktadır. Bu şekilde insanların, evrim aldatmacasını, evrimcilerin ağzından net delillerle görmesini ve Darwinizm batağından kurtulmalarını sağlamaktadırlar. Darwinizm”e inanmayanların oranının ülkemizde %87.4″e yükselmesi sonucunda Darwinistler, karşı delilleri görmezden gelmeye çalışmaktan vazgeçmişlerdir. Evrime karşı olan delilleri görmezden gelmenin bir çözüm olmadığını görmüşlerdir.  Fakat görmezden gelmemeleri de onlar açısından bir çözüm değildir. Tek çözüm doğruları kabul etmektir. Güneş ışığının böyle bir etkisi vardır. Işığı o kadar güçlüdür ki, perde kapansa bile aradan sızar. İşte bu nedenle Darwinistler için gerçekleri kabul etmekten başka bir çözüm yolu yoktur.

Sonuç:

Evrim teorisi, yaklaşık bir buçuk yüzyıl boyunca yalnızca propagandalarla ayakta kalabilmiş bir teoridir. Ancak artık, propagandaların etkisiz kaldığı, evrim savunucularının kendilerini bilimsel deliller karşısında aciz hissettikleri zaman gelmiştir. Darwinizm”i desteklemek uğruna gösterilen güçsüz çabalar, Yaratılış gerçeğinin doğruluğunu daha güçlü şekilde vurgulamaktadır. Bu gerçeklerin farkına varmış olan Darwinist bilim adamları için yapılacak en doğru davranış, Türk halkının gösterdiği duyarlılığı göstermek ve gerçekleri kabul etmektir. Gerçek ise açıktır: Canlılar evrimleşmemiş, yoktan yaratılmışlardır. Yüce Rabbimiz”in üstün sanatı, milyonlarca yıl öncesine ait canlılarda da günümüzde de en mükemmel şekli ile tecelli etmektedir. Eğer Darwinist bilim adamları bilimsel doğrulara göre davranmak istiyorlarsa, bilimin gösterdiği tek gerçek budur.

1- W. R. Bird, The Origin of Species Revisited, Nashville, Thomas Nelson Co., 1991, s.305

Ayrıca bakınız

Sonunda Örümcek İpeği Yapay Olarak Üretilebilecek mi?

Örümcek ipeği, taklit edilmesi oldukça zor olan ve muhteşem özelliklere sahip bir maddedir. Bu özelliklerden …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir